Deprem Sonrası Hatay’da Geçicilik Kalıcılaşıyor
Hatay beton ister. Ama ondan önce adalet, hız ve unutulmamak ister.

Turist Rehberi İREM ÇAY CENGİZ
-Hatay’da hayat artık betonla değil, sacla ölçülüyor.
Metrekareyle değil, konteyner sayısıyla.
Adres tarifleri bile değişti: “Üçüncü sıradan sağa, beyaz konteynerin arkası.”
Depremden sonra şehir yalnızca yıkılmadı; alışkanlıklarımız da prefabrikleşti.
Ev dediğimiz şey geçici oldu ama geçicilik kalıcılaştı.
Konteyner kentlerde yaşam, insanı en çok sessizliğiyle yoruyor.
Duvarlar ince, hayat daha ince.
Birinin ağlaması, diğerinin uykusuna karışıyor.
Bir soba kokusu, bir umut gibi dolaşıyor aralarda.
Ama Hatay işte…
Enkazın arasından bile hayat çıkarmayı bildi.
Bir gün baktık ki konteynerlerin arasında küçük tabelalar belirdi:
“Kahve Var”
“Ev Yemekleri”
“Çay 10 TL”
İşte o gün anladık:
İnsan sadece barınmak istemiyor, yaşamak istiyor.
Prefabrik kafeler açıldı.
Masalar plastikti ama sohbetler gerçekti.
Kahveler bazen yanık, bazen soğuktu ama bir araya gelmenin sıcaklığı yetiyordu.
Bu kafeler lüks değildi.
Ama bir şehrin hafızasını ayakta tutuyordu.
Çünkü Hatay’da kafe demek sadece kahve demek değildir;
Hatırlamak, anlatmak, susmak demektir.
Yine de sormadan edemiyoruz:
Geçici diye kurulan bu düzen ne zaman kalıcılaştı?
Konteynerler ne zaman “idare eder” olmaktan çıkıp “ev” oldu?
Normalleşmek bazen tehlikelidir.
İnsan, olmaması gereken koşullara alıştığında,
Olması gerekeni istemeyi unutur.
Hatay direniyor.
Ama direnmek, razı gelmek değildir.
Konteyner kentler bir zorunluluktu.
Prefabrik kafeler bir nefesti.
Ama bu şehir geçici çözümlerle kalıcı yaralar taşımamalı.
Hatay beton ister.
Ama ondan önce adalet, hız ve unutulmamak ister.
Çünkü bu şehir sadece ayakta kalmadı;
hayatta kalmaya çalıştı.