04 Mart 2026 - Çarşamba

Bir Sınıfta Yitip Giden Hayat ve Çeyrek Asrın Sessiz Sorgusu

Bir okul koridorunda yankılanan çığlık… Bir sınıfta yarım kalan bir ders… Tahtada belki hâlâ silinmemiş birkaç kelime… Ve artık o sınıfa bir daha giremeyecek bir öğretmen.

Yazar - PR Uzmanı Özge Güleryüz
Okuma Süresi: 3 dk.
PR Uzmanı Özge Güleryüz

PR Uzmanı Özge Güleryüz

htygazete@gmail.com - 05344876743
Takip EtGoogle News

 

Bir öğretmenin, görev yaptığı okulda, öğrencisi tarafından hayatından koparılması yalnızca bir asayiş haberi değildir. Bu, bir toplumun aynaya bakma zorunluluğudur. Çünkü okul dediğimiz yer, çocuklarımızı sadece matematikle, tarihle, fenle buluşturan bir mekân değildir; aynı zamanda vicdanla, merhametle ve birlikte yaşama kültürüyle tanıştıran yerdir. 

Son 25 yılda eğitim sistemi defalarca değişti. Sınavlar değişti, müfredatlar yenilendi, okul türleri dönüştü, tabelalar değişti. Ama bir soru hep aynı kaldı: Bu değişimlerin merkezinde insan var mıydı? Öğretmen var mıydı? Çocukların ruh dünyası var mıydı? 

Bir genç, öfkesini kelimelere dökmek yerine bir bıçağa sarılıyorsa; burada yalnızca bireysel bir patlamadan değil, uzun süredir biriken bir sessizlikten söz etmek gerekir. Okullar akademik rekabetin, sınav stresinin ve performans baskısının gölgesinde, duygusal ve psikolojik ihtiyaçları ikinci plana mı itti? Rehberlik hizmetleri yeterince güçlendirildi mi? Öğretmenler yalnız bırakıldı mı? Aileler sürecin gerçekten bir parçası olabildi mi?

 Bir öğretmen, sınıfa her girdiğinde yalnızca ders anlatmaz. O, kimi zaman bir öğrencinin sırdaşıdır, kimi zaman yol göstericisidir, kimi zaman evinde görmediği ilgiyi bulan bir çocuğun sığındığı limandır. Böyle bir insanın, kendi görev yaptığı yerde can vermesi; yalnızca bir can kaybı değil, eğitim idealinin yaralanmasıdır.

 Eğitim politikası sadece kitap sayfalarıyla, ders saatleriyle, başarı grafiklerle ölçülemez. Eğitim; bir çocuğun şiddeti değil sözü seçmesini sağlayabiliyorsa anlamlıdır. Bir öğretmenin korkmadan ders anlatabildiği bir ortam sunabiliyorsa değerlidir. Eğer bugün bir sınıfta kan dökülüyorsa, o zaman çeyrek asırlık politikaların sonuçlarını sadece istatistiklerle değil, vicdanla da değerlendirmek gerekir.

 Belki de artık “Hangi sistem geldi, hangisi gitti?” sorusundan çok, “Çocuklarımızı nasıl bir iklimde büyüttük?” sorusunu sormanın zamanıdır. Çünkü güvenli olmayan bir okulda ne başarıdan söz edilebilir ne de gelecekten.

 Bir öğretmenin hayatı, hiçbir istatistiğe sığmaz. O hayat, dokunduğu yüzlerce öğrencinin kalbinde yaşamaya devam eder. Ama geride kalan soru ağırdır: Okullarımız gerçekten çocuklarımızı ve öğretmenlerimizi koruyabiliyor mu?

 Bu soruya verilecek dürüst cevap, yalnızca bugünü değil, yarının sınıflarını da belirleyecektir.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.