HİÇLİK
Korkunç şiddetli bir sarsıntı ile gözlerini açtı kadın.

Rümeysa KARACADAĞ Yazar
siriusmavisi89@gmail.com -Sarsıntı demek yaşanılan felaketi tanımlamak için elbette ki basit kalırdı ama tam anlamıyla beşik gibi sallanıyordu bulunduğu bina. Tepesindeki lambanın sağa sola sallanması kalbinin yerinden cikacak gibi çarpmasina neden oldu. Duvarinda asili olan tablodaki deniz adeta calkalaniyor, denizin üzerinde suzulen gemi batiyor gibi sarsiliyordu. Pencere önünü güzelleştirmek için özenle yerleştirdiği rengarenk çiçekli saksilari devriliyor, mutfak dolaplarinda ki tum malzemeler yere düşmek icin birbiri ile yarışıyordu. Kendini topladığında aklına ilk oğlu geldi. Toparlanıp kalkmaya çalışsa da yataktan kendini çıkartamıyordu. Oğlunun korkudan titreyen sesini duyunca sevinmeli miyim acaba diye duşundu. Odada bulunan saati aradı gözleri ve 04.17 olduğunu gördü. Korkudan titriyordu. Güçlükle kendini odadan dışarı attı. Oğlunu kollarının arasına alınca biraz da olsa nefes almayı başarmış gibi hissediyordu. Oğlu ile yalnız kalan kadın bir kez daha onun için soğuk kanlı kalması gerektiğini hatırladı. Belkide uzun yillar sonra ilk defa evde kendinden guclu birini istemişti. Onun gogsune siginmali guclu olmak zorunda kalmak istememişti. Apartmandan çığlık sesleri geliyor küçük bir bebek avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Herkes evin babasına sığınmış teselli bulmaya çalışırken onlarin evinin babasi kadindi.OğIu için daha güçlü durmaya, korksada bunu hissettirmemeye karar verdi. Olduğu yerden kimildayamiyor dışarıdan gelen sesleri Oğlu duymasin diye onun kulaklarını kapatmaya çalışıyordu. Korkunç bir gürültü duyuldu. Ve acı çığlıklar. Karsi apartman kağıt bir geminin suda erimesi gibi yığıldı olduğu yere. Icinde yasayan onlarca can ile birlikte bir beton yigini haline geldi saniyeler icinde. Oysa mahallenin en yasli binasiydi o.Ne firtinalar, ne kışlar, ne kara gunler görmüştü ama bu tüm kötü günlerin en kötüsüydü. Bu bir kıyametti ve daha fazla dayanamayarak adeta dizlerinin uzerine cokuverdi. Belki de koca sehirin basina gelenleri hissetmiş olmaliydi. Hissettiği dehşete ve acıya dayanamadı yaşlı bina. Kırılan pencere camlarından içeri toz bulutları girdi. Kadın biran nefes alamadı. Gözlerini sımsıkı yumdu ve Oğluna sımsıkı sarıldı. Tek düşündüğü şey bu kıyametten oğlunu sağ salim çıkarmaktı. Öylesine acizdi ki bu gücün karsisinda dua etmekten başka elinden gelen birsey yoktu. Oğluna öyle bir sariyordu ki kaburgalarinin içine alırcasina. Onu içinde bir yerlerde koruyacağını düşünüyordu. Kendi kemiklerini oğluna siper etmek istiyordu. Bu cendereden tek vücut olarak çıkmak istiyordu. Disarida bir kiyamet vardı ve her yerden çığlıklar yükseliyordu. Kimisi sadece çığlık atıyor, kimisi ailesinden birini çağırıyor, kimisi yıkılan enkazlarin altından yardım çığlıkları atıyordu. Saniyeler sürmüş olsa bile Asır gibi geçti o soluksuz anlar.Ve nihayet sarsıntı durdu. 0 o kısacık anda tüm sesler bir düğme yardımı ile kapanmişcasina sustu. Saatin saniyesi bile hareket etmiyor insanlar aldıkları nefesi bile dışarı vermiyordu. Kadın sımsıkı yumduğu gözlerini aralamayi akıl edebildi. Gözlerini açtığında mutfak penceresinden suzulen güneşin fesleğen üzerinde dans ettiğini gördü. Pazar kahvaltısı için girdiği mutfakta müziğin kısık sesi kadını sakinleştirip huzur veriyordu. Oğlu için hazırladığı kahvaltıya özeniyor ona okkalı bir konuşma yapmak için kendini hazırlıyordu. Oglunun Bu yıl sınav senesiydi ve sınava sadece bir kaç ay kalmıştı. Sınav için gerekli hassasiyeti göstermediğine emin olduğu için bu konuşmayı yapmayı düşündü. Her zaman daha fazlasını isteyen kadın asla az olanla yetinmeyi bilmezdi. Oğlu içinde en iyisi olsun istiyordu. Müzik ile uğraşan oğlunun bu yeteneğini görmezden geliyor, maaşı dolgun bir iş için onu teşvik etmeye çalışıyordu. Elbette ki bu durum Oğlu ile arasında uçurumlar oluşmasına neden oluyordu. Kahvaltıya gelen çocuk annesinin şikayetçi tavırlarından her zaman olduğu gibi bıkkınlık duyuyor sınavın biran önce bitmesi için gün sayıyordu. Çocuk biliyordu ki bu pazar kahvaltisida bir sürü nasihatle geçecek ve annesi ile yine çözümü olmayan tartışmaya girecekti. Kadın sandalyesini oğlunun tam karşısına koyup oğluna şekerligi uzattı. Çocuk parmaklarının arasında gezdirdigi şekerleri erimesini izlemek için çayı ile buluşturdu. Ve beklenen an nihayet geldi ve anne kapatmamak üzere dudaklarını araladı. Çocuk bazen annesinin söylediklerini takip edemiyor kaşık ile çayında oluşturdugu girdabı seyretmekten keyif almaya çalışıyordu. Annesinin ne kadar konuştuğunun farkında olmayan çocuk sabrının tastigini farketti ve annesine öfke dolu sözler söyledi. Tek istediği şeyin biraz rahat bırakılmak olduğunu, hayatta para kazanmaktan daha önemli şeyler olduğunu hatta kalbini kırdığı için annesini asla affetmeyeceğini söyleyerek masadan kalktı. O gün o masaya son kez oturduklarinin farkında değildi anne ve oğlu. Cocuk tum ofkesi ile girdigi odasinda Gecen yaz tatili boyunca çalışıp biriktirdiği para ile aldığı gitarı hızlıca duvara vurdu. Annesine bir taraftan bağırıyor, diğer yandan da gitarı sanki herseye isyan edercesine parçalıyordu. Annesi mutfaktan sesleri duyunca koşarak odaya gitsede oğlunun hayalleri için artık cok geç kalmıştı. Oğlunu sakinleştirmek için özürler diledi ve sarılmak istedi. Ama oğlu o kadar üzgün ve kizgindi ki annesini dinlemiyor artık asla müzik ile ilgilenmeyecegini haykiriyordu. Hayallerini de o gitarla birlikte paramparça eden çocuk üzerine aldığı montu ile kendini dışarı attı. Annesi dizlerinin uzerine çöküp uzun bir süre ağladıktan sonra yavaşça kalkıp odadan çıktı. O gün oğlu Annesi ile hiç konuşmadı. Akşam yemeği yemedi ve dışarıdan eve geldiği andan itibaren odasından dışarı çıkmadı. Annesinin seslenişlerini karşılıksız bırakan çocuk parçaladigi gitarını yerden kaldırmadı. Ve o gece Annesi ile belkide ilk defa küs uyudu. Gece yarısını geçtikten sonra anne usulca araladigi odanın kapısından oğluna baktı. Icinde ki hüznü bastiramiyor yaptığı hatanın farkına vardığını hissediyordu. Sabah uyanır uyanmaz hatta oğlu bile uyanmadan ona gidip yeni bir gitar alacak istediği hayatı yaşaması için onu teşvik edecekti. Ama o gecenin sabahı hiç olmadı... Saatin saniyesi yeniden hareket etmeye başladığında kadın oğlunun kolları arasında olduğuna birkez daha şükür etti. Sadece bir kaç saat sonra uyanıp oğlu için yeni bir gitar almayı hayal ederek uyuyan anne, belkide gitar almak için oğlunu bile bulamayacağını düşününce zihninin dehlizlerinde bogulduğunu farketti. O an sadece eğilip oğlunun kulağına onu çok sevdiğini ve varlığına şükrettigini söyledi. Şokta olan oğlu annesinin ne dediğini o an anlamasa da anlamak için çaba göstermedi. Viraneye dönmüş evlerinden dışarı güçlükle çıktıklarında gördükleri manzara kan dondurucuydu. Evrenin gucu karsisinda ne kadarda hiç oldugunu bir kez daha gordu.Kadin gecenin hangi saatinde olursa olsun gökyüzünün hiç bu kadar karanlık olduğunu görmemişti. Ve hiçbir çığlığın kulakları bu denli delip geçtiğini. Dışarı adım attıkları andan itibaren bir daha kimse için hayat normale dönmedi. Kimse o gün yaşadığı dehşeti unutmadı. Ve kimse o gece uyudugunda son gecesi oldugunu bilmiyordu. Sevdiklerini son kez gördüklerini,son kez sarildiklarini hatta af dileyemeden onlari bir daha goremeyeceklerinin farkında bile değildi. 0 gün sabaha karşı o dehşeti yaşayan herkes ruhlarını kaybetti. Cansız bedenlerden suzulen ruhlar, hala nefes alan insanların ruhları ile el ele tutuşup sonsuzluğa beraber gitti. Ve o günden sonra hiç kimse hayatına eskisi gibi devam edemedi. Kalan herkes biraz eksik, fazlasiyla yaralı, tümüyle yok olmuştu.
R.K